Algısal Sapıklıklar
Pazar, 11 Mart 2007
Bütün anlam kaynaklarının, anlam, yapılarının ve ilişkilerinin, çok ağır bir tahribata maruz kaldığı bir dönemde yaşıyoruz. Sıkıcı tek düzelikler tarafından kuşatılan gündelik hayatlar, hiç bir derinliğe imkân vermiyor. Ruhsuz kentler, ruhsuz sokaklar, ruhsuz hayatlar; beton kentler, beton sokaklar, beton hayatlar ruhlardaki derin boşlukları dolduramıyor. Sokakların dünyası faşist bayağılıklar üretiyor.
Temel varoluşsal sorunlar, ilgiler, sorular hayatımızdan çıkıyor. Sokakların dünyası, dünyaya/insanlığa/tarihe söyleyebilecek hiç bir şeyleri olmayan kriminal/klinik tipler yetiştiriyor. Sokağın diliyle/mantığıyla yetişen maço/faşo/maganda tipler, hiç bir zaman zihinsel, algısal ve ruhsal bir bütünlüğe sahip olamadıkları için, tek yanlı ideolojik ya da ırkçı saplantılara bağlanıyor. İdeolojik ya da ırkçı saplantılar, farklı sesler/yorumlar duymak istemiyor, farklı hassasiyetlerin dile getirilmesine tahammül edemiyor.
Günümüzde küresel siyasal bunalım ve belirsizlik, bütün toplumları olumsuz yönde etkiliyor. Bugünün tarihi her yerde ahlaksız bir seyir izliyor. Her bakımdan kirli, oportünist ve zalim, bir tarihin ve siyasetin baskısı altında bulunuyoruz. Hem küresel bağlamda, hem de yerel bağlamda ideolojik kontrol rejimlerinin denetimi altındayız. Hemen her toplumda ideolojik ya da ırkçı başına buyrukluk, egemenligini sürdürüyor. Siyaset, küçük amaçlar için, küçük araçlar için sürdürülen bir mücadele biçimine dönüşüyor. Siyasetin ahlaki ilkeleri unutuluyor. Folk klişelerle, ulusal sembolleri sömürerek siyaset yapılabiliyor.
Toplumlarımızda, Türkiye’de görüleceği üzere, resmi eğitim, resmi ideoloji, insanın bedenine fiziki gerçekliklere hitap ediyor. Böyle bir eğitim, bireylere, doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden, bilgi ve bilimi ideolojiden/fanatizmden ayırma yeteneği ve ahlakı kazandırmıyor. Bireyler, değerler ve erdemler dünyasında değil, çıkarlar dünyasında yaşıyor. Çıkarcılıklar, bağnazlıklar, fanatizmler her durumda acımasız yıkıcılıklara neden oluyor, Faşist amaçlar için bütün yıkıcı araçlar kullanılabiliyor. Yıkıcı araçlar, kuşkusuz yıkıcı sonuçlar doğuruyor.
Farklı’yı tehdit olarak gören bir zihniyet, her durumda toplumsal hoşnutsuzluklara neden oluyor. Faşizan her yaklaşım, aklı, vicdanı ve sağduyuyu yok ediyor. Eğitim sistemi, üniversite sistemi, egemen ideolojik devlet tercihlerinden bağımsız değil. Bu nedenle, gençlik, devlet tarafından üretilen simgesel ideolojik kalıplarla yoğun bir şekilde kontrol ediliyor, bireylerin, ya da gençliğin zihinsel kalıpları, devlet tarafından tasarlanıyor. Devlet, birey’i, gençliği, kendi nesnesi malı/mülkü olarak görebiliyor, okullar yoluyla gençlik devletleştirilmeye çalışılıyor. Gençler, devletin ideolojik aygıtlarını sorgulama yeteneği ne sahip olmaksızın, zihinsel çarpıklıklar içerisinde yetişiyor.
Topluma dayatılan ideolojik çerçevelerin, kavramların dünyası ile, içerisinde yaşadığımız dünya/yaşanan dünya birbirlerinden çok farklı dünyalar. Karşı karşıya bulunduğumuz bütün sorunlar, kriminal sorunlar, klinik sorunlar ve olaylar her zaman ekonomik nedenlerle açıklanmaya çalışılıyor, böylece çok kolay, çok ucuz yanıtlar üretiliyor. Her sorunu, ekonomik nedenlerle açıklamaya çalışmanın, hiç bir sorunu hiç bir zaman çözümleyememek anlamına geldiği unutuluyor. Maddi zenginlikleri çoğaltarak, ahlaksızlığın, bozulmanın, çürümenin önüne geçilebildiği, görülmüş ve işitilmiş değildir, Matematikleştirilmiş bir dünya, hayatın kalbini yok ediyor. Bütün toplumlar çıkarcılık yönünde bir dönüşüm yaşıyor. Hangi yolla olursa olsun, yalnızca çok kazanmak, tek yasa haline gelince toplumsal hayat bütünüyle anlamsızlaşıyor, aşırı bir yabancılaşmayla karşı karşıya kalıyoruz. Zihinsel, düşünsel kirlilik, kültürel yozlaşmalar narsistik ben’lerin, bencilliklerin çoğalmasına neden oluyor. Toplumun ufku, resmi ideolojiyle uyumlu, resmi klişeler tarafından belirlenen bilgilerle kapatılıyor. Kendimize ait varoluşları değil, başka varoluşları yaşamaya zorlanıyoruz. Böylesi ortamlarda, inançları, tarihleri, kültür ve uygarlık değerleri ellerinden alınmış olan gençlik, geleceğe ilişkin umutları ve güvenceleri olmadığı için ancak günü yaşıyor, faşist bayağılıklara sığınıyor. Faşist bayağılıklar, vicdana, erdeme ve bilgeliğe savaş açmak şeklinde somutlaşıyor. Her tür faşizm sansasyon ve dehşet üretmeyi seviyor. Toplum, ahlaki kaynaklarını, dayanaklarını hızla yitiriyor. Irkçı zihniyet, duygusal tepkicilikleri kolaylıkla kışkırtabiliyor. Keyfi ideolojik tanımlar, keyfi ırkçı tanımlar hayali düşmanlar, yapay düşmanlar üretiyor.
Eleştirel olmayan bağlılıklar yaşayan gençler, soru sorma yeteneği kazanamayan gençler; ırkçı/milliyetçi histeriye kolay kapılıyor, algısal sapıklıklara tutsak oluyor. Sapık algılar, sapık eylemlere yol açıyor. Her ırkçılık, ötekileştirdiklerinin kusurlarını, zaaflarını uluorta sayıp dökerken, kendi kusurlarını ve bağnazlıklarını hiç bir şekilde görmüyor. Her ırkçılık, gurur, nefret, korku, öfke duygularıyla beslenen bir körlüğü ve sağırlığı temsil ediyor. Her ırkçılık hayatı taşlaştırıyor, insani felaketlere neden oluyor. Her ırkçılık hem bireylerin, hem de toplumların algılama ufkunu daraltıyor. Her ırkçı dilin nevrotik hezeyanlar biçiminde tezahür ettiğini, her ırkçılığın gerilim stratejilerine dayanarak yürütüldüğünü görüyoruz. Irkçılıklar, kişilik ve karakter bütünlüklerini, ruhsal bütünlükleri yaralıyor. Irkçılıklar insanları sahte hayatlar yaşamaya zorluyor. Irkçılıklar, toplumlarımızın kültür ve uygarlık yapılarını, sosyal yapılarını imha ediyor. Biz Müslümanların kültür ve uygarlık dünyası, tarihin hiç bir döneminde, farklıyı kusurlu ve eksik olarak görmedi.
İdeolojik akıl, ırkçı akıl; toplumsal duyarlılığa, hassasiyete saygı duymuyor. Bayağı kültür ürünleri, kolay ucuz beğeniler, düşük standartlar, eşsiz müptezelliklere neden oluyor. Dışlayıcı önyargılar, bulanık kavramlar ırkçı paranoyayı kışkırtıyor, Kalabalıkların bilinçsizliği her şeyi yozlaştırıyor, faşizme zemin hazırlıyor. Kitlelere, doğuştan kazandıkları kimlikler sebebiyle, hiç kimsenin, hiç bir nedenle kınanamayacağı, aşağılanamıyacağ, etiketlenemeyeceği anlatılabilmeli; kimlikleri sebebiyle insanların mağdur edilmelerinin barbarlık olduğu öğretilebilmelidir. Keza, insan hayatının sayılara indirgenerek değerlendirilmesinin de yanlış ve çirkin olduğu kabul edilmelidir.
Günümüz dünyası, toplumları, tarihsel bağlamın yüzeyleri ile ilgileniyor, derinlikleriyle değil. Bu durum, algısal bir yön kaybına neden oluyor, küresel sisteme, bu sistemin tahribatına karşı, eleştirel bir tavır geliştirme iradesi gerçekleştirilemiyor.
Alıntı : http://www.ozgunirade.com/index.php?option=com_content&task=view&id=62&Itemid=30